En yakınımızdakilerdir bizi üzen ve yalnız bırakan. Gözlerimizin içine bakıp görmezden gelen güzelliklerimizi. İçimizde kopanlara sadece gülüp geçen ve anlamamazlıktan gelen. Sözlerin yetersiz geldiği onlardır çünkü düşmanlarımız bizi anlayıp tersini yapanlardır. Onlar anlamasını bilirler ama en yakınımızdakiler at gözlüğü takmış olanlardır. Kulaklarını pamukla kapatanlardır. En yakınımdakiler beni zaman zaman en çok üzenlerdir.
Arzu
30 Haziran 2010
Kovalamaca
Telaşlı yıldızlar kovalar birbirini. Eteklerinden dökülen parıltılar saçılır göklere. Bir dilek tutar penceresindeki aşık ve sevdiği bir mendil atar ona ertesi gün. Günler birbirini kovalar aşıklar da birbirini. Mutlu bir düğün ve sonra bir bebek. Yıllar birbirini kovalar ve bebek büyür. Aşıklar son günlerinde, ölürler ölümsüzlüğe. Günler yılları kovalar , insanlar birbirlerini sonra ölümü...
Arzu
Arzu
....
Şu an aklım başımda değil
Kelimeler kafamda uçuşuyor
Beynim bende değil
Ve vücudum çılgın
Bilinmezlikle yanıp tutuşuyor.
Arzu
Kelimeler kafamda uçuşuyor
Beynim bende değil
Ve vücudum çılgın
Bilinmezlikle yanıp tutuşuyor.
Arzu
RÜYA
Sokakların arkasında bilmediğim yüzler, anlamsız bakan solgun ve hastalıklı gözler.Düşmanca ve vahşice ,anlaşılmaz seslerle konuşurlar. Ne dediklerini anlayamam , onlara dokunamam . Etrafımda görünmez duvarlar, hapsedildim yalnızlığıma . Zincirlerim çelikten , kırıp kaçamam. Dumanlı camları kafesimin , dışarı bile bakamam. Kemiklerim ağrılar içinde , koşamam. Peki sen niçin öyle uzak durursun bana? Tüm bunlar rüyada, sevdiğim, sen yok musun? Bu sonsuz uçuruma aslında hiç gelmedik mi? Gözlerimi kapasam geri uyanabilir miyim?
Arzu
Arzu
29 Haziran 2010
sen
Varken yok gibisin. O zaman varlığının değeri nerede? Yokken var olmaksa; o benim sana verdiğim değer.
dilara.
dilara.
28 Haziran 2010
kafam dumanlı
bugün bende özgür bıraktım kendimi . özgürlük ve düşüncelerim havada uçuşuyor . öylesine yazdım satırlarımı hiç düşünmeden kendiliğniden geliyor. vücudum yanıp tutuşuyor bilinmezlikle varıl olup olmamak sorunum değil bu gece . sadece yazmak . içimdekilerin vucüt bulması. ve kafamdaki binlerce düşünce önemini yitirip sadece alkol ve sigara. hayatı daha derinden hissedebiliyorum . bana yasakladıklarının onlarcası içimde. yalnızım ve huzurluyum. bedenim mutlu ve gururlu. titrek parmaklarım yanlış yazdığı harfleri siliyor. ve hayır anlamsız bu yazıyı silmeyecek . sadece paylaşmak içimdekini.
Arzu
Arzu
26 Haziran 2010
Müzik
Müzik kulağımdaki ses oldu sonra içimdeki dans. Kasvetimi attım,karamsarlığımı attım, ve mutluluğumu. Şimdi bir hiç kaldım ve gözlerim bomboş bakıyor. Hayat duru bir deniz gibi karşımda ve yeniden dalgalandırılmayı bekliyor. Gücümü toparladım ve ellerimi vurdum. Kocaman bir tokat gibi patladı ve dalgalar çıktı, sonra tsunamiler ,tayfunlar,kasırgalar. Yağmurlar ,tipiler , buz gibi soğuklar. Güneş ve kızıl çöller. Uzaktan bir müzik sesi ve müzik kulağımdaki ses oldu yine sonra içimdeki dans...
Arzu
Arzu
Bulutlar ve Özgürlük
Sis çöküyor şehrin üzerine. Karanlık ve kasvetli bir hava. Gökdelenlerimiz var ve sisler ile bulutlar ilk önce binaların en sonuncu katlarına çökecek.Bulutlar can alıcak ve durduramıyoruz. İlk önce en yüksekteki insanlar ölecek. ''Refah ve Bolluk'' içerisinde ölümün geldiği ilk nokta aşağıdan ise son nokta ve bulutlar daha da yaklaşıyor. Neredeyse binaların üstünde ve bir kat daha yaklaşıyor. En üst katlardakiler can çekişerek ölüyorlar. Bir alt kattakiler ve bir alt kattakiler daha. İnsanlar kaçmaya çalışıyor. Kolları ve bacakları yok, sürünüyorlar. Onlara çıkış yok. Zaten her insan kendi çöplüğünde ölmeli. Onları aşağı almıyoruz. Ölmelerine izin veriyoruz ve ruhlarını özgür bırakıyoruz. Bulutlar apartmanların birinci katında durdu artık. Can almayı bıraktılar . Ama tehditkarlar. Gözlerimiz korkuyor ama mutluyuz. Artık azız . Refah ve bolluk ölümü getirdi ve bize asıl özgürlüğü bahşetti.
Arzu
Arzu
12 Haziran 2010
gece
Erken biten güzel bir gece. Bu üzücü. Saçma giden gecelerin uzunluğu ve güzel gecelerin kısalığı. Evdeyim. Kapanan ışıklar, kapanan gözler. Var olduğum için mutlu ve huzurlu bir yürek...
Yine ben, kendimle... Düşünmekten daha iyisi uyumak. Şimdi ise pek mümkün değil. Bana kalana dönüyorum. Neden takılıp kalmışım? Kafam, duygularım yine allak bullak. Belkide hissizlik. Şimdi bir ikinci kişi. Önümde iki yol. Biri karanlık, diğeri kararmak üzere. Biri hiç olmamış gibi, aynı eski yabancı. Diğeri ise, uzak ama daha yakın. Herşeyinle hissettiğin biri nasıl yabancı olabilir? Bu kadar uzak biri ne kadar yakın durabilir? Mesele tanımak, buna fırsat vermek, emek vermek. Uzak kalmak kaybediş...
dilara.
Yine ben, kendimle... Düşünmekten daha iyisi uyumak. Şimdi ise pek mümkün değil. Bana kalana dönüyorum. Neden takılıp kalmışım? Kafam, duygularım yine allak bullak. Belkide hissizlik. Şimdi bir ikinci kişi. Önümde iki yol. Biri karanlık, diğeri kararmak üzere. Biri hiç olmamış gibi, aynı eski yabancı. Diğeri ise, uzak ama daha yakın. Herşeyinle hissettiğin biri nasıl yabancı olabilir? Bu kadar uzak biri ne kadar yakın durabilir? Mesele tanımak, buna fırsat vermek, emek vermek. Uzak kalmak kaybediş...
dilara.
10 Haziran 2010
...
Günlüğümün arasından fotoğraflar saçılıyor. Zamanında taşınırken, mantar panomdan söküp oraya koymuşum. Unutmuşum üstelik. Aralarında yakın bir tarihte çekilmiş, babamla sarılmış olduğumuz bir fotoğraf var. Gülümsüyoruz, birbirimize sahibiz, hep öyle olacakmış gibi... Bakakalıyorum. Aslında bana babamı hatırlatan şeylerden kaçıyorum. Dolapta hala "o" kokan eşyaları, fotoğrafları, anıları, konuşulanlar... Bu unutmak değil, yok saymak hiç değil. Bu, bu başka bir şey. İlk kez, kelimelerim yetersiz. Onu, yok olduğunu düşünmek, özlemek, çok özlemek, en güzel anlarımı paylaşamayacağını bilmek, her mutluluğun burukluğunu hissetmek. İşte, heran bunlarla yüzleşmekten korkmak ve kaçmak. Ev içinde dolanırken göze çarpan bir fotoğrafla hıçkırıklara boğulmak. Zor, çok zor.
Fonda en sevdiğin şarkı çalarken, özledim seni baba.
dilara.
http://fizy.com/#s/1ai3cg
Fonda en sevdiğin şarkı çalarken, özledim seni baba.
dilara.
http://fizy.com/#s/1ai3cg
9 Haziran 2010
SON
Islak bir yolda yürüyorum.Ayışığı yola vuruyor ve ben elimde bir şarap şişesi öbür elimde sigaram.Hiçbirşey umurumda değil.Yolun arkasında arabalar dizilmiş ve bağıranlar var.Kulaklarım sağır oldu gürültüden,tepki veremiyorum;hiçbirşey umurumda değil.Geri dönmek istemiyorum,dünyanın sonuna gidiyorum,saatim geri sayıma başladı.Etrafda çayırlıklar var ve içlerinde öten ürkek kuşlar.Akbabalar tepemde ve sessiz uçan puhu kuşu.Bir yudum daha alıyorum, iyice kendimden geçiyorum ve ellerimi göğe kaldırıyorum. Çayırlıklar sakladıklarını veriyor bana ve binlerce canlı , havada asılı kalıyor. Hayat sıvıları toprağa damlıyor, şıp şıp şıp... Sorularda var kafamda , yanıtlanmamış.Cevaplarını bilmiyoruz.Yaşayarak da öğrenilmiyor işte , hayatımın sonundayım. Kaçtım buralardan hala hepsi cevapsız.İçimdeki tüm güzellikleri öldürdüler.Acımadılar,katlettiler.Dişleriyle emdiler içimdekileri ama kaçmayı başardım hepsi tükenmeden.Ben , ben olmaktan çıkmadan.Beni tüketemediler.Kalbim yeniden atmaya başladı.Dünyanın sonu yaşamın başladığı yer.Yeni umutların doğduğu yer.Yeni hayatlar.Kalbimi gizli kutuya koyıcam,yeniden büyütücem onu.İçine nefreti koymıcam,umutla beslicem onu.Heyecana gerek yok dediler ama onu da koyucam.Kalbim seninle atsın ,senide koyucam.Ama onları koyamam.Onlar çok üzdü beni.Yeniden başlayamam.Saatim son demlerinde.Şişemde içkim de bitmek üzere.Yolun yarısındayım.Bundan sonrasını koşarak ilerlerim.Ve yukarı zıplıyorum.Cansız bedenlerden zıplayarak ilerliyorum ve üzerlerine bastıklarım aşağı düşmeye başlıyor.İntikamımı alıyorum. Ve işte son bir sıçrayış. Dünyanın sonundayım.Derin mavilik.Az ileride alevler.Birbirlerine karışıyorlar.Benden başkası yok.Hep yalnızdık burada da yalnız olucaz.Dünyanın sonu.Saatim doldu.Kendimi atıyorum.
Seni kıyıda bıraktım.Götüremedim gittiğim yere.Orası , çok karanlık. Evet sözümü tutamadım.Sen; hem sen korkarsın.Seni koruyamam orada...
Hoşçakal...
Arzu
Seni kıyıda bıraktım.Götüremedim gittiğim yere.Orası , çok karanlık. Evet sözümü tutamadım.Sen; hem sen korkarsın.Seni koruyamam orada...
Hoşçakal...
Arzu
8 Haziran 2010
İSKETE
Yıldırımda yarısı kırılmış bir ağaç gövdesinde kahverengi tüylü bir iskete.Siyah boncuktan gözleri özenle konulmuş ve etrafı sarının türlü tonlarıyla boyanmış. Geniş bir renk yelpazesi var tüylerinde.Yumuşak, bakanı birkez daha baktıran küçük bir kuş. Gagası önündeki sineğe gidiyor ve onu midesine indiriyor.Ayakları gövdedeki yosunlara tutunmuş ve gururlu, etrafına bakınıyor.Seviyor buraları iskete; buralarda doğdu,buralarda uçtu. Ah evet, iskete de aşık oldu.Hem de buralarda. Sonra iskete bir şekilde şehire geldi. Şimdi bir sokak lambasının direğinde duruyor. Demirin halkalı çıkıntısına tutunuyor.Yanan ışığın altında etrafa bakınıyor.Boynu bükük artık. Buralarda çok ağaçda yok.Üstelik yeni aşklar da yok.İskete uyum sağlayamıyor buralara. Aç kalıyor ve üşüyor. İskete gece soluk yanan o sokak lambasının altında ölüyor bu gece...
Arzu
Arzu
garip
Bu son olsun diye attığın her adım onu sana biraz daha yaklaştırsın diye beklerken, belkide istemeden onu kendinden uzaklaştırıyorsun. Ama hayat bu. Denemeden insan öğrenemiyor ve en önemlisi kabullenemiyor. İçinden geçenleri çok sorgulamadan, sadece istediğin için yapıyorsun. Belkide bu noktada biraz bencilleşiyor insan. Karşı tarafın ne istediğini, ne hissettiğini bilmeden yapılanlar... Burada garip bir durum çıkıyor ortaya. Zaten tüm yaptıkların onu anlamak, ona ulaşmak için değil mi? "Olsun, bir an önce olsun!" düşüncesiyle, hatalar yapılıyor belki. Tüm bunların sonucu nereye çıkıyor peki?
O'na, onun için.
dilara.
O'na, onun için.
dilara.
7 Haziran 2010
ÖLÜM
Yıldızların üzerinde bir yerlerde. Yalnızlık ve güneşe yakınlık. İlikleri ısıtan sıcaklık, kalplere mutluluk,birazcık rahatlama. İkilemler; istekler ve gelgitler. Var olmak ancak sonsuza dek gitmek istemek. Yükseklik ve intihar fakat korku. Onun dışında kaçıp bir yerlerde saklanmak istemek. Arkada bırakılan üzülen insanlar. Herkesin gözü yollarda ancak ben çoktan yıldızların üzerindeyim. Ne ben artık gelebilirim ne de siz. Aşılamaz mesafeler bizi bizden aldı götürdü bile. Yalnızlığım katmerleşir, üzeri örtülür. Arkadaşım binlercesi ancak konuşmuyorlar. Gürültü yok; sessizlik . Kafam rahat. Benimde gözlerim etrafta .Bekliyorum zamanımı kimbilir başka yerlerde başka şekillerde başka zamanda. Ve kendimi ıslak topraktan çıkarken buluyorum. Dallarım meyve vermiş;mevsim yaz. Doğum günüm ölüm günüm ve tekrar doğum günüm ve belki onlarcasının doğum günü. Altımda ölü bedenler ;benimle serinler, yalnızlık arkadaşları;benim. Şimdi yıldızlar yok. Heryerde gürültü ,ağlama ve boşa konuşmalar. İnsanlar hep oldukları gibi. Kalpleri kin dolu,öfke, nefret. Affetmek buralarda yok, sözlükler o satırları atlamış. Eskisi gibi mutlu da değil insanlar .Telaş var.Yolun sonu nereye çıkıyor bilmiyorlar ama koşturuyolarlar. Ve yolun sonu çıkmaz sokaklar. Kendi yaptıkları döküntülerin içinde boğuluyorlar. Yıldızlar üzerlerine ölüm yağdırıyor.Benim arkadaşlarımı, yalnızlık arkadaşlarımı da kendilerine benzettiler. Savaş var artık buralarda. İnsanlar ölüme ellerini açıp cennet gibi bekliyolarlar onu. Yardım edilemezler, haketmiyolarda .Meyvelerim her açıldıklarında içinden yalan dökülen ağızlarda. Ve içine salgıladığım zehir midelerinde patlıyacak. Kasıp kavuracak, kanları çekilecek. Yollarda ölü bedenler. Ağlıyorlar, kan ağlıyorlar. İnsanlar artık ölü. Altımda binlercesi ölü.
Arzu
Arzu
an
Eskiler vardı ve yanıp kül oldular. Fırtınayla geldi gelecek zaman, eskileri süpürdü. Tüm bu hengamenin ortasında 'AN' . Değeri bilinir mi? O da şüpheli. Ancak bilinen o ki ; yaşanan zaman 'an' değil. Geçmiş. Ve 'gelecek' 'an' olduğunda aynı zamanda geçmiş olacak ve yaşanan zaman 'geçmiş'...
Arzu
Arzu
6 Haziran 2010
zor
Kabullenme aşaması insanı kendisiyle nasıl çatıştırıyor. Kalbin seni kabul etmeye, akışına bırakmaya iterken; beyninden, geçmişten gelen sesler seni oyuna getirme konusunda usta. Kalbini dinle, kabul et, sev ve peşinden git. ( Zor olmamalı? )
dilara.
dilara.
belirsiz
Aceleci tavırların yorgun duyguları. Sen onun olmak isterken,o senin olmayı istedi mi bilemedin. Ama tek bir noktaya takılıp kaldın. Daha fazlası, onunla...
Aslında kadın onun yanında kendini mutlu hissediyordu. Belkide önemli ve yeterli olan buydu.
Sen hiç mutlu uyandın mı? Çok içtiğin bir gecenin ardından, uyandığın yorgun sabahta bile gözlerini açar açmaz gülümsedin mi? Ve o anın verdiği keyfin, onunla olmak isteğinin sende uyandırdığı duyguları tattın mı? O duyguların yaptırdıklarını yaşadın mı?
Kadın yaşadı.
Yaşamaya da devam edecekti. Ona ne kendisi ne de etrafındaki onlarca insan yardım edebilirdi. İstediğini aldığını ya da alamayacağını anladığı an uyuyacaktı. Ve hayalleri onu rahat bırakacaktı. Yediği yemekte, yürüdüğü yolda, uyuduğu yatakta onu yanında istiyor ve hayal ediyordu. Bu hayaller ona tatlı acıdan başka bir şey katmıyordu. Aslında o gerçeği istiyordu. Bir şarap şişesinin sonuna geldiğinde...
dilara.
Aslında kadın onun yanında kendini mutlu hissediyordu. Belkide önemli ve yeterli olan buydu.
Sen hiç mutlu uyandın mı? Çok içtiğin bir gecenin ardından, uyandığın yorgun sabahta bile gözlerini açar açmaz gülümsedin mi? Ve o anın verdiği keyfin, onunla olmak isteğinin sende uyandırdığı duyguları tattın mı? O duyguların yaptırdıklarını yaşadın mı?
Kadın yaşadı.
Yaşamaya da devam edecekti. Ona ne kendisi ne de etrafındaki onlarca insan yardım edebilirdi. İstediğini aldığını ya da alamayacağını anladığı an uyuyacaktı. Ve hayalleri onu rahat bırakacaktı. Yediği yemekte, yürüdüğü yolda, uyuduğu yatakta onu yanında istiyor ve hayal ediyordu. Bu hayaller ona tatlı acıdan başka bir şey katmıyordu. Aslında o gerçeği istiyordu. Bir şarap şişesinin sonuna geldiğinde...
dilara.
ÇOCUK
Uzun bir süreden sonra eve gidiş,eve dönüş.Huzursuzluk kemiriyor kemiklerini ancak sonra mükemmel bir dönüşümle huzura kavuşuyor.Ev boş; artık kadın yok ancak adam hep orada.Zayıflamış ve üzgün.Çocuğu görünce önce şaşırıyor sonra mutlu oluyor.Ev artık boş değil.Dertlerini ve mutluluklarını paylaşıyorlar bir sigara eşliğinde.Evi dolaşıyorlar.Pek çok şey alınmış.Anılar çalınmış.Duvarların bazı yerleri boş,hatıralar silik.Akıllarından da silmek istiyorlar bazı şeyleri ama kalp izin vermiyor.Çünkü kontrol onun elinde.Unutmak istiyorlar yapılan şeyleri, affetmek istiyolar. Çünkü 'affetmek ve unutmak iyi insanların intikamıdır.' Bunu iyi biliyorlar.Hava kapalı; yağmur var. Fakat yarın güneş açıcak, bunu da biliyorlar.Çünkü artık yaz geldi ,onları ısıtacak, yeni umutlar getirecek. Yeni başlangıçlar. Çocuğun kozası çoktan kelebeğe dönüştü.Sıra adam da. O da çırpınıyor, kozayı terketmek istiyor.Buraları da terketmek istiyor. Ve yeni başlangıçlar Ağustos'da. Kmbilir ; Ağustos böcekeri getirecek belki pna yenilikleri. Ve o elleri açık karışılayacak, yüzünde de bir gülümseme. Eskiye dair söylenecek birşey kalmıyacak. gözler ve kalpler yenilerde.Kulaklar sesleri duymaya başladı bile. Güzeş bir esinti. Evet , evet yenilik geliyor...
Arzu
Arzu
5 Haziran 2010
balkon
Çoktandır beklediğin an geldiğinde, hiç bitmesin istenen o an, elbet sona ulaştığında, seni alan o ufak telaş nasılda acıya dönüşüyor zamanla. Onu bir kere yaşamanın o güzel tadını yeniden istemek ama tekrar olmayacak düşüncesinin korkulu acısı... Kimse bunu kendine yapmamalı.
dilara.
dilara.
sarhoş
Karmaşırsın bazen. Nedensiz olur herşey. Ve anlam aramazsın inadına. Çünkü istiyorsundur, çok basit. Dudağında garip bir his ve hislerin devamsızlığı. Çok düşünmemek gerekir, herşey akışında...
dilara.
dilara.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)